Aşırı dincilik
Sual: Dinimi doğru olarak öğrendikten sonra, elimden geldiğince uygulamaya başladım. Beni tanıyan ateist birisi bunu duymuş. (Senin aşırı dinci olduğunu duydum. Namaz kılıyor, oruç tutuyormuşsun. Bir de tesettüre riayet ediyormuşsun. Böyle yapmakla daha iyi Müslüman mı olduğunu sanıyorsun? Kafanın ve kalbin temiz olması yeter. Kalbin temiz olunca namaz kılmamışsın, içki içmişsin, çıplak gezmişsin, bunun önemi olmaz) diye bana bir mail göndermiş. Ne yazmamı tavsiye edersiniz?
CEVAP
Hiç cevap vermemenizi tavsiye ederiz; çünkü (Ahmağa verilecek en güzel cevap susmaktır) buyuruluyor. Her eserin bir sahibi vardır. Ayın, güneşin, yıldızların, gezegenlerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların kendi kendine tesadüfen olduğunu söylemek kadar büyük ahmaklık olur mu?
Doğruyu, iyiyi, güzeli, ateiste söylesek, faydası olur mu? Kesinlikle olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde, onların hakkı işitemeyecekleri, doğruyu göremeyecekleri, gerçekleri söyleyemeyecekleri açıkça bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali:
(Kâfirler sağır, dilsiz ve kör oldukları için, akledemezler.) [Bakara 171]
Yani hakkı işitmedikleri için sağır, doğruyu söylemedikleri için dilsiz, gerçeği görmedikleri için kördürler. (Beydavi)
Dinci, din ticareti yapan, din alıp din satan kimseye denir. Dinin emrine uyana ise, Müslüman denir. Namaz kılan, kapanan kimse Müslüman’dır, dinci değildir. Ateistler, Müslümanlara Müslüman diye değil, dinci yaftası takarak hakaret ederler. Onlara dinci ne diye sorulsa, Müslümanı tarif ederler. Yani namaz kılar, oruç tutar, içki içmez derler. Dinci Müslüman olduğuna göre, ateist, niye açıkça, Müslümanlık kötüdür demiyor da, dincilik kötü diye saldırıyor? Eğer ona göre dinci, dinin emirlerine uyup yasaklarından kaçan kimse ise, aşırı dinci diye niye hücum ediyor? Aşırı dinci, dinin emrine daha iyi sarılan kimse olur. Din iyi ise dincilik iyidir, aşırısı daha iyidir. Din kötü ise, dincilik de kötüdür, aşırısı daha kötü olur. Demek ki Müslümanlığı kötülemek için, aşırı dinci tabiri kullanılıyor. Onların kafasındaki Müslüman, dinin hiçbir emrine uymayan, yasak ettiği hiçbir şeyden kaçmayan kimsedir.
Kalbin nasıl temiz olacağını her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâ ve onun Resulü [elçisi] bildiriyor. Onların bildirdiklerine uygun yaşayanın kalbi temiz, onların emirlerine uymayanın kalbi pistir. Günah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir. Namaz kılmamak veya açık gezmek gibi günah işleyenlerin, (Sen, kalbe bak, kalbim temizdir) demeleri çok yanlıştır. Allahü teâlânın Resulü buyuruyor ki:
(Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür kalbi kaplar, kalb, kapkara [kirli, pis] olur.) [Haraiti]
(Günaha devam edenin kalbi mühürlenir. O, artık sevab işleyemez olur.) [Bezzar]
(Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.) [Beyheki]
Burada bildirilen kalb, Müslüman olduğu halde, günahlardan kaçmayan kimsenin kalbidir. Bir hadis-i şerif meali:
(Müminin kalbi temiz, kâfirin kalbi simsiyahtır.) [Taberani]
30 Temmuz 2008 Çarşamba
17 Temmuz 2008 Perşembe
YAŞAM BOYU SPOR
YAŞAM BOYU SPOR
Yaşam genelde hareket ile tanımlanır. Tarih boyunca uygarlık, gün geçtikçe büyük gelişmeler göstermiştir. Artık otomasyon ve mekanizasyon insan yaşantısında büyük bir yer tutmaktadır. Her gün insanın rahatlığı için yeni bir alet geliştirilmektedir. Bulaşık yıkamaktan, ekmek kesmeye kadar her şey aletlerle yapılıyor. Gerek genel üretimde, gerekse günlük yaşantı da insan her dakika daha az aktif olmaktadır.
Örneklemek gerekirse; genel üretimdeki insanın fiziksel aktivitesi 19. Yüzyılda %92 oranındaydı. Günümüzde ise bu oran gelişmiş ülkelerde %28 in altına düştü.
Açıkça bilinmektedir ki, insan organizması uygarlık geliştikçe daha az hareket etmek zorunda kalmaktadır. Hareket azlığının organizma üzerindeki olumsuz etkileri düşünülmeden, her geçen gün yeni bir alet geliştiriliyor. İnsanlar, rahatlığımız için deyip, bu aletleri kapışıyorlar.
Şimdi hareket azlığının insan vücudu üzerindeki olumsuz etkilerini anlatmaya çalışalım:
İnsan vücudu evrimini ilk çağların güç doğa koşulları içinde tamamladı. O çağlarda insan, yaşamını sürdürebilmek, vahşi hayvanlara karşı savaşabilmek, güç doğa koşullarına göğüs gerebilmek ve beslenebilmek için güçlü olmak zorundaydı. Sürekli bir savaşın içindeydi, insanlar. O zamanın insanı çok güçlü bir fiziksel yapıya sahipti. Tüm kasları büyük bir gelişim göstermişti. Daha güçlü, daha süratli, daha dayanıklıydı. Sürekli bir hareketler dizisi içerisindeydi, insanlar.
Bir de günümüz insanını gözümüzün önüne getirelim.
Bugün insan yaşamını sürdürmek için çok daha az hareket etmektedir. Günümüzde bu az hareket, yeni bir hastalık grubunun doğmasına neden oldu. Bu hastalık grubuna Hypokinetic Disease (hareket azlığı hastalıkları) adı veriliyor. Artık bu hastalıklar günümüzde en çok can alan, bir hastalıklar grubudur. Kalp-Damar hastalıkları bu grubun başını çekiyor.
İşte, bu hareket azlığı ile başa çıkmak, insanın yaşam kalitesini yükseltmek, insanı fiziksel anlamda günlük yaşamdaki etkinlikleri daha kolay yapar hale getirebilmek amacıyla “yaşam boyu spor” olgusu doğdu. Bu olgu çeşitli dönemlerde, çeşitli ülkelerde değişik isimlerle anıldı. Kimi zaman “herkes için spor”, kimi zaman “sağlık için spor”, kimi zaman “kitle sporu” gibi.
Yaşam genelde hareket ile tanımlanır. Tarih boyunca uygarlık, gün geçtikçe büyük gelişmeler göstermiştir. Artık otomasyon ve mekanizasyon insan yaşantısında büyük bir yer tutmaktadır. Her gün insanın rahatlığı için yeni bir alet geliştirilmektedir. Bulaşık yıkamaktan, ekmek kesmeye kadar her şey aletlerle yapılıyor. Gerek genel üretimde, gerekse günlük yaşantı da insan her dakika daha az aktif olmaktadır.
Örneklemek gerekirse; genel üretimdeki insanın fiziksel aktivitesi 19. Yüzyılda %92 oranındaydı. Günümüzde ise bu oran gelişmiş ülkelerde %28 in altına düştü.
Açıkça bilinmektedir ki, insan organizması uygarlık geliştikçe daha az hareket etmek zorunda kalmaktadır. Hareket azlığının organizma üzerindeki olumsuz etkileri düşünülmeden, her geçen gün yeni bir alet geliştiriliyor. İnsanlar, rahatlığımız için deyip, bu aletleri kapışıyorlar.
Şimdi hareket azlığının insan vücudu üzerindeki olumsuz etkilerini anlatmaya çalışalım:
İnsan vücudu evrimini ilk çağların güç doğa koşulları içinde tamamladı. O çağlarda insan, yaşamını sürdürebilmek, vahşi hayvanlara karşı savaşabilmek, güç doğa koşullarına göğüs gerebilmek ve beslenebilmek için güçlü olmak zorundaydı. Sürekli bir savaşın içindeydi, insanlar. O zamanın insanı çok güçlü bir fiziksel yapıya sahipti. Tüm kasları büyük bir gelişim göstermişti. Daha güçlü, daha süratli, daha dayanıklıydı. Sürekli bir hareketler dizisi içerisindeydi, insanlar.
Bir de günümüz insanını gözümüzün önüne getirelim.
Bugün insan yaşamını sürdürmek için çok daha az hareket etmektedir. Günümüzde bu az hareket, yeni bir hastalık grubunun doğmasına neden oldu. Bu hastalık grubuna Hypokinetic Disease (hareket azlığı hastalıkları) adı veriliyor. Artık bu hastalıklar günümüzde en çok can alan, bir hastalıklar grubudur. Kalp-Damar hastalıkları bu grubun başını çekiyor.
İşte, bu hareket azlığı ile başa çıkmak, insanın yaşam kalitesini yükseltmek, insanı fiziksel anlamda günlük yaşamdaki etkinlikleri daha kolay yapar hale getirebilmek amacıyla “yaşam boyu spor” olgusu doğdu. Bu olgu çeşitli dönemlerde, çeşitli ülkelerde değişik isimlerle anıldı. Kimi zaman “herkes için spor”, kimi zaman “sağlık için spor”, kimi zaman “kitle sporu” gibi.
13 Temmuz 2008 Pazar
YÜREKLERİYLE KOUŞAN GÖZLERİYLE GÜLEN KADINLAR
YÜREKLERİYLE KOUŞAN GÖZLERİYLE GÜLEN KADINLAR
YÜREKLERİYLE KONUŞAN, GÖZLERİYLE GÜLEN KADINLAR...
Bir kadini tanımak...
Bütün gel-gitleri, kaprisleri, küçük şımarıklıkları, korkuları,
şaşkınlıkları, hercailikleri,hayal kırıklıkları, aşkları, terkedilişleri,
basarilari, basarisizliklari, kurnazliklari, safliklari, çocuk agizlari,
sirinlikleri, küçük yalanlari, büyük itiraflari, kocaman yürekleri ile
kendi olmaya çalisan kadinlari tanimak...
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama, bir kadini tanimakla varilir
hayatin sirrina.
Bir kadini tanimaya soyunmak zor ama keyifli bir yolculuga çikmaktir.
Dört mevsimi bir yürekte bulusturur, bu yüzden de sürekli sasirtirlar.
Sürprizlerin ardi arkasi kesilmez. Zordur anlamak onlari.
Benzemek gerekir anlayabilmek için belki de! Kendi zekasini
hatirlatanlari
sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri,
Sürprizlere hazirlikli olanlari bir de. Muson yagmurlari gibi yagarken,
Sahra’da çöl firtinasi koparip ardindan günes olup isitabilirler.
Dedim ya bir dünyadir kadinlar, yürekleriyle konusan, gözleriyle gülen...
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama, bir kadini tanimakla anlasilir,
hayatin sirrina ancak askla varilacagina.
Sevgi arsizidir kadin.
Verdiginden daha fazlasini isteme bencilligini gösterecek kadar sevgi
arsizi...
Bu yanini doyurunca simaracagindan korkanlar, birlikte dogacaklarini
bilmeyenlerdir.
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama, bir kadini tanimakla kanat
çirpilir özgürlügün bütün maviliklerine.
Kendine inananlara, baska inananlara kosar. Hem yaman bir ask avcisi,
hem de engebeli
Yollarda kosmaktan bitap ask yorgunudur kadin.
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama bir kadini tanimakla cikilir
keyifli
serüvenlere.
Hayatla dalga geçmesini bilir kadin, tipki kendiyle dalga geçmesini
bildigi gibi.
Agiz dolusu gülüslere teslim olur.
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama bir kadini tanimakla tanik olunur
tutkularin gücüne.
Göze alandir kadin. Çekip gitmeyi, sahip olduklarindan vazgeçmeyi,
karsilik beklememeyi...
Mücadele eder, kizar, bagirir ama hep sever.
Dedim ya bir dunyadir kadinlar, yürekleriyle konusan, gözleriyle gülen...
Yüregini sevgiye açan ve sevmekten korkmayan bütün kadinlar gibi...
Simdi bir düsünün, kaç kadini degil bir kadini taniyabildiniz mi ...Bugüne degin???
YÜREKLERİYLE KONUŞAN, GÖZLERİYLE GÜLEN KADINLAR...
Bir kadini tanımak...
Bütün gel-gitleri, kaprisleri, küçük şımarıklıkları, korkuları,
şaşkınlıkları, hercailikleri,hayal kırıklıkları, aşkları, terkedilişleri,
basarilari, basarisizliklari, kurnazliklari, safliklari, çocuk agizlari,
sirinlikleri, küçük yalanlari, büyük itiraflari, kocaman yürekleri ile
kendi olmaya çalisan kadinlari tanimak...
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama, bir kadini tanimakla varilir
hayatin sirrina.
Bir kadini tanimaya soyunmak zor ama keyifli bir yolculuga çikmaktir.
Dört mevsimi bir yürekte bulusturur, bu yüzden de sürekli sasirtirlar.
Sürprizlerin ardi arkasi kesilmez. Zordur anlamak onlari.
Benzemek gerekir anlayabilmek için belki de! Kendi zekasini
hatirlatanlari
sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri,
Sürprizlere hazirlikli olanlari bir de. Muson yagmurlari gibi yagarken,
Sahra’da çöl firtinasi koparip ardindan günes olup isitabilirler.
Dedim ya bir dünyadir kadinlar, yürekleriyle konusan, gözleriyle gülen...
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama, bir kadini tanimakla anlasilir,
hayatin sirrina ancak askla varilacagina.
Sevgi arsizidir kadin.
Verdiginden daha fazlasini isteme bencilligini gösterecek kadar sevgi
arsizi...
Bu yanini doyurunca simaracagindan korkanlar, birlikte dogacaklarini
bilmeyenlerdir.
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama, bir kadini tanimakla kanat
çirpilir özgürlügün bütün maviliklerine.
Kendine inananlara, baska inananlara kosar. Hem yaman bir ask avcisi,
hem de engebeli
Yollarda kosmaktan bitap ask yorgunudur kadin.
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama bir kadini tanimakla cikilir
keyifli
serüvenlere.
Hayatla dalga geçmesini bilir kadin, tipki kendiyle dalga geçmesini
bildigi gibi.
Agiz dolusu gülüslere teslim olur.
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama bir kadini tanimakla tanik olunur
tutkularin gücüne.
Göze alandir kadin. Çekip gitmeyi, sahip olduklarindan vazgeçmeyi,
karsilik beklememeyi...
Mücadele eder, kizar, bagirir ama hep sever.
Dedim ya bir dunyadir kadinlar, yürekleriyle konusan, gözleriyle gülen...
Yüregini sevgiye açan ve sevmekten korkmayan bütün kadinlar gibi...
Simdi bir düsünün, kaç kadini degil bir kadini taniyabildiniz mi ...Bugüne degin???
11 Temmuz 2008 Cuma
Dolunayın Davranışı Etkilemesi
Dolunayın Davranışı Etkilemesi
İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar.
Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir. O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta 'kurt adam' efsanesine bile inanılıyordu.
Bilim insanları yine de Ay'ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay'ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistiki bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay'ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.
Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.
Bilindiği gibi Ay'ın dünyada okyanuslardaki 'gel-git' denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi? Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi 'gel-git' olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.
Dolunay safhasında iken Ay'ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay'ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.
Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya'nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş'in, Ay'ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir. Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir.
Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay'ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.
İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar.
Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir. O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta 'kurt adam' efsanesine bile inanılıyordu.
Bilim insanları yine de Ay'ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay'ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistiki bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay'ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.
Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.
Bilindiği gibi Ay'ın dünyada okyanuslardaki 'gel-git' denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi? Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi 'gel-git' olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.
Dolunay safhasında iken Ay'ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay'ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.
Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya'nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş'in, Ay'ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir. Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir.
Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay'ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.
Eşler Arası İletişimde Altın Kurallar
Eşler Arası İletişimde Altın Kurallar
Mutlu çocuk yetiştirmenin en önemli şartı mutlu bir aile, mutlu ailenin şartı mutlu karı koca denir ya hep, işte evlilikte eşler arası iletişimde sorunlara çözüm olarak sunulan püf noktalar, kurallar:
1- Altın orta nokta kuralı: Tarafların beklentileri, fiziksel, ruhsal ve duygusal ihtiyaçları konuşulduğun da; her iki taraf birer adım atarak orta noktada buluşup uzlaşmaya çalışırlar.
2- İyi zan kuralı: Eşinizin sinirli, kızgın, öfkeli veya ilgisiz tavırlarında iyi zanlı yaklaşın. Eşinizi yanlış anlayabileceğinizi, sizi incitmek amacı ile yapmadığını öncelikle düşünün. Olumsuz senaryolara inanmak analitik düşünce yeteneğini bozduğu için kişiyi yanlış yargılara götürür .
3- Kendini gerçekleştiren ön kabul kuralı: Bir insan, diğer insanın kendisi hakkında kötü düşündüğüne inanırsa farkında olmadan beden dili ile bunu yansıtır. Karşı taraf olumsuzluğu hisseder ve savunma işine girer. Karşılıklı negatif etkileşim ve yersiz düşmanlık duyguları oluşur. Bunun çaresi diyalogu sabırla devam ettirmektir.
4- Saldırı hakkı tanımak: Bir insan her zaman neşeli, mutlu olması hoş olurdu ama bu mümkün değildir. Eşinizin sinirli olmasının nedeni sizinle hiç ilgili olmayabilir. Ona saldırı hakkı tanımak gibi güzel bir armağan verirseniz fırtınaya fırsat vermezsiniz. (Nevzat Tarhan Seminerinde evin beyi akşam eve geldiğinde sinirliyse iş stresini ve sinirini yansıtması için biraz fırsat verilmesi gerektiğini söylemişti, saldırı hakkı tanımak yani. Bırakın eşiniz döksün içini biraz, hemen üstünüze alınmayın)
5- Kendinizi kanıtlamanız gerekmez: Her anlaşmazlık genelde tarafların güç mücadelesine dönüşüyor. Kendi kimliğini, özgürlüğünü ispat etmek için fırsat olarak görülür. Bu düşünce tarzı karşılıklı duygusal enerjileri savunmaya harcamaya iter. Sürekli gerilim hali devam eder. Böyle durumlar çok az sevgi sağlar ve ilişkileri sağlamlaştırmaz. Kendine güvenen insan kendisini ispata ihtiyaç hissetmez. Başarıları kendini kanıtlamaya yeter.
6- Aykırı duygulara sahip olma hakkı tanımak: Duygular genelde ak ve kara şeklinde değildir, gri tonları daha fazladır.İnsan duygu yapısı çeşitli duyguların karışımından oluşur. Şuan sevgi hissetmediğimiz kişi ve olay tekrar sevmeyeceğimiz anlamına gelmez. Sevgi değişkendir, bırakalım karşımızdaki olaylarda farklı duygular gösterebilsin.
7- Avukat gibi değil hakim gibi olmalı: Bir şeyler ters gittiğinde hata nerede objektifliği ile hareket etmek. Benim “ Eşim haksız da olsam beni desteklemeli “ düşüncesini sorgulamak gerekir. Bazen kol kırılır yen içinde kalır ama bu hatayı onaylamak şeklinde olmamalıdır.
8- Ayda bir oturum yapmak: Evlilik anlaşmaya varma sanatıdır. Bunun için gündemli oturumların ihtiyaç sıklığına göre yapılması çok işe yarar.
9- Eşini değiştirmeye çalışmamak: Evlilik sorunlarından önemli bir kısmı kişi kendisi hakkında düşünmez, eşi hakkında düşünür.Onun ruhunu bile kontrol etmek ister. Başkalarının olmalarını istediği gibi olmadıklarına sinirlenmek yanlıştır. Çünkü; sen kendin bile olmak istediğin gibi olamıyorsun.
10- Aidiyet duygusu ve bağlılık testi: (tablo 1 ) :
0: hiç 1: Az 2: Orta 3: İyi 4: Çok iyi
1- Aileye güçlü bir şekilde bağlı olduğumu hissediyorum.
2- Aileye ait olduğum için memnunum.
3- Ailenin önemli bir parçasıyım.
4- Diğer aile üyeleri ile uyumum iyi.
5- Ailem tarafından engellenmediğimi, desteklendiğimi hissediyorum.
6- Ailemin geleceğini çok iyi görüyorum.
7- Hasta ve muhtaç olsam ailem yanımdadır.
8- Ailemdeki çok kişi benim için birçok zevklerinden vazgeçebilirler.
9- Beraber özel zaman geçirebiliyoruz.
10-Övgü takdir sözcüklerini aile içinde çok kullanırız.
11-Ailede kararları beraber alırız.
12-Kendimi ailede önemli hissederim.
13-Kendimi ailede değerli hissederim.
14-Düşüncelerim dinlenir, eksikliğim hemen fark edilir.
15-Benimle yakından ilgilenilir.
16-Bana saygı gösterildiği, varlığımın farkına varıldığı hissini hep taşırım.
17-Bana güvenildiği hissini hep taşırım.
18-Sevgi ve şefkatin yoğun yaşandığı bir ortamdayım.
19-Kendimi evde mutlu hissediyorum.
…………………………………………………………………………..
Not: Eğer puanınız 20’nin altında ise avukatınızla konuşunuz.20 – 40 arası ise psikolojik yardım almalısınız.
11- Sosyal baskı ve yasaklara sağlıklı tepki: Bastırılmış duygu, duygusal yoksunluk psikolojik hasar oluşturur. Bastırılmış duygular yeni tecrübeler, kendini kanıtlamaya, sevilme, övülme arayışlara itebilir. Doygunluk ve haz için haklı ve mantıklı tepkiler verip veremediğinizi kontrol edin.
12- Boşanma tehdidine dikkat: Şok konuşmalar yapmak, evliliği test etmek tehlikeli yöntemlerdir. Güven ve sevgiyi arttırmaz. Egonuzu tatmin çabasından başka bir şey değildir. Kazananı olmayan bir uygulamadır.
13- Farklı düşünmeyi sağlamak: Sorun olduğunda verdiğimiz tepki karşımızdakini düşündürtüyorsa başardınız demektir. Sorunlu evlilikler de çocuğu kullanmak eğer düşünce kalıplarını değiştirirse faydalıdır.
14- Kontrol duygusunu hesaba katmak: Karşınızdaki kişiye kontrolü kaybediyor hissini uyandırırsanız ilişki zarar görür. Kazan – kazan ilişkisi için iki tarafta kontrol bende diyebilmelidir.
15- Fırtınalara fırsat verin: “Bu adam beni deli etti “ diyorsanız bırakın fırtına essin arkasından sağanak yağış gelsin sonradan çiçekler açacaktır.
16- İzle – bekle yöntemi: Sabırlı olmak diğer bütün erdemlerin geliştiği temel erdemdir. Sabır ve zaman duygusu birbiri ile ilişkilidir. Hayatın kalıcı zevkleri beklemeyi bilenlere verilir. Meditatif bir eylem olan sabır sadece katlanmak anlamına gelmez. İnsan kendisini bir zevkten mahrum bırakıyorsa mantıklı bir nedeni olmalıdır. Aktif sabır dediğimizde de kişi hareket halinde bekler. Ümidini kaybetmez sürekli fikir üretir. Kesinlikle sabır haklı ve mantıklı olmalıdır. Kişiliği ezdirmek, hakkını aramamak sabır değil pasifliktir. Girişimciliği yok eder. Aktif sabır ise sessiz ama soylu bir davranıştır. ”Senin yaptığını onaylamıyorum ama evliliğimiz için bu yaptıklarına katlanıyorum “ diyebilen insan karşı tarafın kendisini suçlu hissetmesine neden olur ve sonuca yaklaşır.
17- “ Ah Olsaydı “ sendromuna dikkat: Amerikalılar “ Eğer, umarım, gelecekte “ sözcüklerini çok kullanırlar. Bu kapitale dayalı sistemin daha çok şeye sahip olmayı teşvik için geliştirildiği sistemin sonuçlarıdır. Beklenti düzeyini yükseltir. Çok şeye sahip olduğu halde mutlu olamayan insanlar çoğalır. Sahip olduğu şeyin değerini bilen ama çoğu hedefleyen insan tehlikeden kurtulur. Yetinme duygusu yani kanaat tembelliğe itmemeli ama nankörlük gibi bir çirkin özellik evliliğe çok zarar verir. Daha iyiyi isterken sahip olduğu şeylerin farkına varmayan insana nankör denir. Doyumsuz eşler ciddi evlilik sorunlarına neden olurlar.
18- Şefkatin önemi: Sevgiden farklı bir duygudur. Batı dillerinde tam karşılığı olmayan karşılıksız sevgi olarak da söylenebilir. Annenin çocuğuna verdiği en önemli hediyedir. Ruhsal bir enerjidir ve verdiği kimseyi de vereni de iyi hissettirir, şefkat şefkati doğurur. Vicdana giden duygudur, iç sesi, içteki uyarı sistemini harekete geçirir. Bu duyguya sahip kişi bilerek kötülük yapmaz. Şefkatli kişilerin iyi eş olmaları daha kolaydır.Yumuşak ve sıcak kalpli insanları kim sevmez ki. Şefkatli insan aynı zamanda bağışlayıcıda olur affetmeyi başarır. Sevgide bağışlayıcılık daha azdır.
19- Olgun savunma mekanizmaları: Bunları bilmekte ve sorunlu kişilik tiplerini tanımakta yarar vardır.
Sublimasyon ( Yüceltme ): İç çatışma yaşayan kişi yüce değerlere sarılarak ego doyumunu sağlar.
Alturizm: İç çatışmadan fedakarlık yaparak çıkmayı başarmaktır.
Assetizm: İç çatışma durumunda zevke değer vermemeyi, zevki ertelemeyi başarmaktır.
Antisipasyon: Sezinleme ve önsezi özellikleri ile sorunu önceden çözümlemeyi başarmaktır.
Supresyon: İç çatışma yaşandığında sorunu çözüp bilinç altının derinliklerine gömmeyi başarmaktır.
Mutlu çocuk yetiştirmenin en önemli şartı mutlu bir aile, mutlu ailenin şartı mutlu karı koca denir ya hep, işte evlilikte eşler arası iletişimde sorunlara çözüm olarak sunulan püf noktalar, kurallar:
1- Altın orta nokta kuralı: Tarafların beklentileri, fiziksel, ruhsal ve duygusal ihtiyaçları konuşulduğun da; her iki taraf birer adım atarak orta noktada buluşup uzlaşmaya çalışırlar.
2- İyi zan kuralı: Eşinizin sinirli, kızgın, öfkeli veya ilgisiz tavırlarında iyi zanlı yaklaşın. Eşinizi yanlış anlayabileceğinizi, sizi incitmek amacı ile yapmadığını öncelikle düşünün. Olumsuz senaryolara inanmak analitik düşünce yeteneğini bozduğu için kişiyi yanlış yargılara götürür .
3- Kendini gerçekleştiren ön kabul kuralı: Bir insan, diğer insanın kendisi hakkında kötü düşündüğüne inanırsa farkında olmadan beden dili ile bunu yansıtır. Karşı taraf olumsuzluğu hisseder ve savunma işine girer. Karşılıklı negatif etkileşim ve yersiz düşmanlık duyguları oluşur. Bunun çaresi diyalogu sabırla devam ettirmektir.
4- Saldırı hakkı tanımak: Bir insan her zaman neşeli, mutlu olması hoş olurdu ama bu mümkün değildir. Eşinizin sinirli olmasının nedeni sizinle hiç ilgili olmayabilir. Ona saldırı hakkı tanımak gibi güzel bir armağan verirseniz fırtınaya fırsat vermezsiniz. (Nevzat Tarhan Seminerinde evin beyi akşam eve geldiğinde sinirliyse iş stresini ve sinirini yansıtması için biraz fırsat verilmesi gerektiğini söylemişti, saldırı hakkı tanımak yani. Bırakın eşiniz döksün içini biraz, hemen üstünüze alınmayın)
5- Kendinizi kanıtlamanız gerekmez: Her anlaşmazlık genelde tarafların güç mücadelesine dönüşüyor. Kendi kimliğini, özgürlüğünü ispat etmek için fırsat olarak görülür. Bu düşünce tarzı karşılıklı duygusal enerjileri savunmaya harcamaya iter. Sürekli gerilim hali devam eder. Böyle durumlar çok az sevgi sağlar ve ilişkileri sağlamlaştırmaz. Kendine güvenen insan kendisini ispata ihtiyaç hissetmez. Başarıları kendini kanıtlamaya yeter.
6- Aykırı duygulara sahip olma hakkı tanımak: Duygular genelde ak ve kara şeklinde değildir, gri tonları daha fazladır.İnsan duygu yapısı çeşitli duyguların karışımından oluşur. Şuan sevgi hissetmediğimiz kişi ve olay tekrar sevmeyeceğimiz anlamına gelmez. Sevgi değişkendir, bırakalım karşımızdaki olaylarda farklı duygular gösterebilsin.
7- Avukat gibi değil hakim gibi olmalı: Bir şeyler ters gittiğinde hata nerede objektifliği ile hareket etmek. Benim “ Eşim haksız da olsam beni desteklemeli “ düşüncesini sorgulamak gerekir. Bazen kol kırılır yen içinde kalır ama bu hatayı onaylamak şeklinde olmamalıdır.
8- Ayda bir oturum yapmak: Evlilik anlaşmaya varma sanatıdır. Bunun için gündemli oturumların ihtiyaç sıklığına göre yapılması çok işe yarar.
9- Eşini değiştirmeye çalışmamak: Evlilik sorunlarından önemli bir kısmı kişi kendisi hakkında düşünmez, eşi hakkında düşünür.Onun ruhunu bile kontrol etmek ister. Başkalarının olmalarını istediği gibi olmadıklarına sinirlenmek yanlıştır. Çünkü; sen kendin bile olmak istediğin gibi olamıyorsun.
10- Aidiyet duygusu ve bağlılık testi: (tablo 1 ) :
0: hiç 1: Az 2: Orta 3: İyi 4: Çok iyi
1- Aileye güçlü bir şekilde bağlı olduğumu hissediyorum.
2- Aileye ait olduğum için memnunum.
3- Ailenin önemli bir parçasıyım.
4- Diğer aile üyeleri ile uyumum iyi.
5- Ailem tarafından engellenmediğimi, desteklendiğimi hissediyorum.
6- Ailemin geleceğini çok iyi görüyorum.
7- Hasta ve muhtaç olsam ailem yanımdadır.
8- Ailemdeki çok kişi benim için birçok zevklerinden vazgeçebilirler.
9- Beraber özel zaman geçirebiliyoruz.
10-Övgü takdir sözcüklerini aile içinde çok kullanırız.
11-Ailede kararları beraber alırız.
12-Kendimi ailede önemli hissederim.
13-Kendimi ailede değerli hissederim.
14-Düşüncelerim dinlenir, eksikliğim hemen fark edilir.
15-Benimle yakından ilgilenilir.
16-Bana saygı gösterildiği, varlığımın farkına varıldığı hissini hep taşırım.
17-Bana güvenildiği hissini hep taşırım.
18-Sevgi ve şefkatin yoğun yaşandığı bir ortamdayım.
19-Kendimi evde mutlu hissediyorum.
…………………………………………………………………………..
Not: Eğer puanınız 20’nin altında ise avukatınızla konuşunuz.20 – 40 arası ise psikolojik yardım almalısınız.
11- Sosyal baskı ve yasaklara sağlıklı tepki: Bastırılmış duygu, duygusal yoksunluk psikolojik hasar oluşturur. Bastırılmış duygular yeni tecrübeler, kendini kanıtlamaya, sevilme, övülme arayışlara itebilir. Doygunluk ve haz için haklı ve mantıklı tepkiler verip veremediğinizi kontrol edin.
12- Boşanma tehdidine dikkat: Şok konuşmalar yapmak, evliliği test etmek tehlikeli yöntemlerdir. Güven ve sevgiyi arttırmaz. Egonuzu tatmin çabasından başka bir şey değildir. Kazananı olmayan bir uygulamadır.
13- Farklı düşünmeyi sağlamak: Sorun olduğunda verdiğimiz tepki karşımızdakini düşündürtüyorsa başardınız demektir. Sorunlu evlilikler de çocuğu kullanmak eğer düşünce kalıplarını değiştirirse faydalıdır.
14- Kontrol duygusunu hesaba katmak: Karşınızdaki kişiye kontrolü kaybediyor hissini uyandırırsanız ilişki zarar görür. Kazan – kazan ilişkisi için iki tarafta kontrol bende diyebilmelidir.
15- Fırtınalara fırsat verin: “Bu adam beni deli etti “ diyorsanız bırakın fırtına essin arkasından sağanak yağış gelsin sonradan çiçekler açacaktır.
16- İzle – bekle yöntemi: Sabırlı olmak diğer bütün erdemlerin geliştiği temel erdemdir. Sabır ve zaman duygusu birbiri ile ilişkilidir. Hayatın kalıcı zevkleri beklemeyi bilenlere verilir. Meditatif bir eylem olan sabır sadece katlanmak anlamına gelmez. İnsan kendisini bir zevkten mahrum bırakıyorsa mantıklı bir nedeni olmalıdır. Aktif sabır dediğimizde de kişi hareket halinde bekler. Ümidini kaybetmez sürekli fikir üretir. Kesinlikle sabır haklı ve mantıklı olmalıdır. Kişiliği ezdirmek, hakkını aramamak sabır değil pasifliktir. Girişimciliği yok eder. Aktif sabır ise sessiz ama soylu bir davranıştır. ”Senin yaptığını onaylamıyorum ama evliliğimiz için bu yaptıklarına katlanıyorum “ diyebilen insan karşı tarafın kendisini suçlu hissetmesine neden olur ve sonuca yaklaşır.
17- “ Ah Olsaydı “ sendromuna dikkat: Amerikalılar “ Eğer, umarım, gelecekte “ sözcüklerini çok kullanırlar. Bu kapitale dayalı sistemin daha çok şeye sahip olmayı teşvik için geliştirildiği sistemin sonuçlarıdır. Beklenti düzeyini yükseltir. Çok şeye sahip olduğu halde mutlu olamayan insanlar çoğalır. Sahip olduğu şeyin değerini bilen ama çoğu hedefleyen insan tehlikeden kurtulur. Yetinme duygusu yani kanaat tembelliğe itmemeli ama nankörlük gibi bir çirkin özellik evliliğe çok zarar verir. Daha iyiyi isterken sahip olduğu şeylerin farkına varmayan insana nankör denir. Doyumsuz eşler ciddi evlilik sorunlarına neden olurlar.
18- Şefkatin önemi: Sevgiden farklı bir duygudur. Batı dillerinde tam karşılığı olmayan karşılıksız sevgi olarak da söylenebilir. Annenin çocuğuna verdiği en önemli hediyedir. Ruhsal bir enerjidir ve verdiği kimseyi de vereni de iyi hissettirir, şefkat şefkati doğurur. Vicdana giden duygudur, iç sesi, içteki uyarı sistemini harekete geçirir. Bu duyguya sahip kişi bilerek kötülük yapmaz. Şefkatli kişilerin iyi eş olmaları daha kolaydır.Yumuşak ve sıcak kalpli insanları kim sevmez ki. Şefkatli insan aynı zamanda bağışlayıcıda olur affetmeyi başarır. Sevgide bağışlayıcılık daha azdır.
19- Olgun savunma mekanizmaları: Bunları bilmekte ve sorunlu kişilik tiplerini tanımakta yarar vardır.
Sublimasyon ( Yüceltme ): İç çatışma yaşayan kişi yüce değerlere sarılarak ego doyumunu sağlar.
Alturizm: İç çatışmadan fedakarlık yaparak çıkmayı başarmaktır.
Assetizm: İç çatışma durumunda zevke değer vermemeyi, zevki ertelemeyi başarmaktır.
Antisipasyon: Sezinleme ve önsezi özellikleri ile sorunu önceden çözümlemeyi başarmaktır.
Supresyon: İç çatışma yaşandığında sorunu çözüp bilinç altının derinliklerine gömmeyi başarmaktır.
Yürektense ağlaması kadının..
Yürektense ağlaması kadının..
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye
ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya...
En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.
Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.
Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel
olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya
ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden;önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu
ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını,
kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir
misiniz,ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.
Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan,
ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir
böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki zehirdir onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
yaralarındaki!
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer
sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her
damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça
>inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini
yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar
kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var
diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok
ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına
inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki
sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir
çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki! >
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın
olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da
kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda
kendilerine sarılırlar çünkü!
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye
ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya...
En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.
Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.
Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel
olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya
ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden;önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu
ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını,
kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir
misiniz,ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.
Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan,
ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir
böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki zehirdir onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
yaralarındaki!
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer
sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her
damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça
>inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini
yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar
kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var
diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok
ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına
inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki
sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir
çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki! >
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın
olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da
kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda
kendilerine sarılırlar çünkü!
9 Temmuz 2008 Çarşamba
EVRENİN YARATILIŞI
Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesi olduğu şöyle vurgulanır:
“Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur;
her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.„ (Enbiya Suresi, 33)
Güneş'in sabit olmadığı, belli bir yörüngede yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:
“Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan,
bilenin takdiridir.„
(Yasin Suresi, 38)
Kuran'da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astrolojik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda saatte 720 bin km.'lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu, kabaca bir hesapla, Güneş'in günde 17 milyon 280 bin km. yol katettiğini gösterir. Güneş'le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi katederler. Ayrıca, evrendeki tüm yıldızlar da buna benzer planlı bir harekete sahiptirler.
Tüm evrenin bu şekilde yörüngelerle donatılmış olduğu, yine Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
“Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun."(Zariyat Suresi, 7)
Evrende yaklaşık 200 milyar galaksi mevcuttur ve her galakside ortalama 200 milyar yıldız bulunur. Bu yıldızların pek çoğunun gezegenleri, bu gezegenlerin de uyduları vardır.
Tüm bu gök cisimleri çok ince hesaplarla saptanmış yörüngelere sahiptir. Ve milyonlarca yıldır her biri kendi yörüngesinde diğerleriyle kusursuz bir uyum ve düzen içinde akıp gitmektedir. Bunların dışında pek çok kuyruklu yıldız da kendisi için tespit edilmiş olan yörüngede yüzüp gider.
Evrendeki yörüngeler sadece gök cisimlerine ait değildir. Galaksiler de şaşırtıcı hızlarla planlı ve hesaplı yörüngeler üzerinde hareket ederler. Bu hareketleri esnasında hiçbir gök cismi bir diğeriyle çarpışmaz, yolları kesişmez.
Elbette, Kuran'ın indirildiği dönemde insanlık, günümüzdeki gibi uzayı milyonlarca kilometre uzaklara dek gözlemleyecek teleskoplara, gelişmiş gözlem teknolojilerine, modern fizik ve astronomi bilgilerine sahip değildi. Dolayısıyla uzayın, ayette bildirildiği gibi, "özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" olduğunu, o dönemde bilimsel olarak tespit edebilmek imkansızdı. Ancak o çağda indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de bu gerçek bizlere açıkça haber verilmiştir; çünkü Kuran, Allah'ın sözüdür.
“Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur;
her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.„ (Enbiya Suresi, 33)
Güneş'in sabit olmadığı, belli bir yörüngede yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:
“Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan,
bilenin takdiridir.„
(Yasin Suresi, 38)
Kuran'da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astrolojik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda saatte 720 bin km.'lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu, kabaca bir hesapla, Güneş'in günde 17 milyon 280 bin km. yol katettiğini gösterir. Güneş'le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi katederler. Ayrıca, evrendeki tüm yıldızlar da buna benzer planlı bir harekete sahiptirler.
Tüm evrenin bu şekilde yörüngelerle donatılmış olduğu, yine Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
“Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun."(Zariyat Suresi, 7)
Evrende yaklaşık 200 milyar galaksi mevcuttur ve her galakside ortalama 200 milyar yıldız bulunur. Bu yıldızların pek çoğunun gezegenleri, bu gezegenlerin de uyduları vardır.
Tüm bu gök cisimleri çok ince hesaplarla saptanmış yörüngelere sahiptir. Ve milyonlarca yıldır her biri kendi yörüngesinde diğerleriyle kusursuz bir uyum ve düzen içinde akıp gitmektedir. Bunların dışında pek çok kuyruklu yıldız da kendisi için tespit edilmiş olan yörüngede yüzüp gider.
Evrendeki yörüngeler sadece gök cisimlerine ait değildir. Galaksiler de şaşırtıcı hızlarla planlı ve hesaplı yörüngeler üzerinde hareket ederler. Bu hareketleri esnasında hiçbir gök cismi bir diğeriyle çarpışmaz, yolları kesişmez.
Elbette, Kuran'ın indirildiği dönemde insanlık, günümüzdeki gibi uzayı milyonlarca kilometre uzaklara dek gözlemleyecek teleskoplara, gelişmiş gözlem teknolojilerine, modern fizik ve astronomi bilgilerine sahip değildi. Dolayısıyla uzayın, ayette bildirildiği gibi, "özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" olduğunu, o dönemde bilimsel olarak tespit edebilmek imkansızdı. Ancak o çağda indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de bu gerçek bizlere açıkça haber verilmiştir; çünkü Kuran, Allah'ın sözüdür.
5 Temmuz 2008 Cumartesi
HOW TO SAY "I LOVE YOU" IN MANY LANGUAGES
Here are the ways to say "I love you" in many languages.
LANGUAGE I LOVE YOU COMMENTS
Afrikaans Ek het jou liefe
Ek is lief vir jou
Albanian te dua
te dashuroj
Alentejano Gosto De Ti, Porra! Portugal
Alsacien Ich hoan dich gear
Amharic Afekrishalehou
Arabic Ana Behibak (to a male)
Ana Behibek (to a female)
Ib'n hebbak.
Ana Ba-heb-bak
nhebuk
Ohiboke (male to female)
Ohiboka (female to male)
Ohibokoma (male or female to two males or two females)
Nohiboke (more than one male or female to female)
Nohiboka (male to male or female to male)
Nohibokoma (m. to m. or f. to two males or two females)
Nohibokom (m. to m. or f. to more than two males)
Nohibokon (m. to m. or f. to more than two females)
(not standard) Bahibak (female to male)
(not standard) Bahibik (male to female)
(not standard) Benhibak (more than one male or female to male)
(not standard) Benhibik (male to male or female to female)
(not standard) Benhibkom (m. to m. or female to more than one male)
Armenian Siroum em kez Thanks Mike
Assamese Moi tomak bhal pau
Basc Nere Maitea
Batak Holong rohangku di ho
Bavarian I mog di narrisch gern
Bengali Ami tomAy bhAlobAshi
Ami tomake bhalobashi.
Berber Lakh tirikh
Bicol Namumutan ta ka
Bolivian Quechua qanta munani
Bulgarian Obicham te
Burmese chit pa de
Cambodian a.k.a. Khmer Bon sro lanh oon
kh_nhaum soro_lahn nhee_ah
Canadian French Sh'teme (spoken, sounds like this)
Cantonese Moi oiy neya
Ngo oi ney Chinese
Catalan T'estim (mallorcan)
T'estim molt (I love you a lot)
T'estime (valencian)
T'estimo (catalonian)
Cebuano Gihigugma ko ikaw.
Chickasaw chiholloli (first "i" nasalized) American Indian
Chinese (see the entries for mandarin or cantonese!)
Corsican Ti tengu cara (to female)
Ti tengu caru (to male)
Creole (Haitian) Mwen renmen ou.
The "en" is pronounced as the French "in" nasal sound.
The "ou" is pronounced as in the French "ou" or the English "oo".
Thanks to Dan
Croatian & Serbian Ljubim te "means to kiss you"
Ya te volim "I love you"
or
Volim te "I love you" Thanks to tanya karlovic for corrections
Czech miluji te
MILUJU TE! (colloquial form)
Danish Jeg elsker dig
Dutch Ik hou van jou
Ik ben verliefd op je
Ecuador Quechua canda munani
English I love you
Esperanto Mi amas vin
Estonian Mina armastan sind
Ma armastan sind
Farsi Tora dust midaram
Asheghetam
(Persian) doostat dAram
Filipino Mahal ki ta
Iniibig Kita
Finnish Mina" rakastan sinua
Flemish Ik zie oe geerne
French Je t'aime
Je t'adore
Friesian Ik hald fan dei
Gaelic Ta gra agam ort
German Ich liebe Dich
Greek s'ayapo (spoken s'agapo, 3rd letter is lower case'gamma')
(old) (Ego) philo su (ego is only needed for emphasis)
Greenlandic Asavakit
Gujrati Hoon tane pyar karoochhoon.
Hausa Ina sonki
Hawaiian Aloha wau 'ia oe
Hebrew Ani ohev otach (male to female)
Ani ohev otcha (male to male)
Ani ohevet otach (female to female)
Ani ohevet otcha (female to male)
Hindi Mai tumase pyar karata hun (male to female)
Mai tumase pyar karati hun (female to male)
Main Tumse Prem Karta Hoon
Mai Tumhe Pyar Karta Hoon
Main Tumse Pyar Karta Hoon
Mai Tumse Peyar Karta Hnu
Mai tumse pyar karta hoo
Hokkien Wa ai lu
Hopi Nu' umi unangwa'ta American Indian
Hungarian Szeretlek
Szeretlek te'ged
Icelandic Eg elska thig
Indi Mai Tujhe Pyaar Kartha Ho
Indian Meitei Language Ei Nungbu Nungshi (I love You}
Ei nungbu yamna nungshi (I love you a lot) Courtresy of Sanahal Y.
Indonesian Saya sayang padamu (Saya, commonly used)
Saya cinta kamu
(Aku is used more commonly among the younger generations)
Aku sayang padamu
Aku cinta kamu Courtresy of V.
Iranian Mahn doostaht doh-rahm
Irish taim i' ngra leat
Italian ti amo (if it's a relationship/lover/spouse)
ti voglio bene (if it's a friend, or relative)
Japanese Kimi o ai shiteru
Aishiteru
Chuu shiteyo
Ora omee no koto ga suki da
Ore wa omae ga suki da
Suitonnen
Sukiyanen
Sukiyo
Watashi Wa Anata Ga Suki Desu
Watashi Wa Anata Wo Aishithe Imasu
Watakushi-wa anata-wo ai shimasu
Suki desu (used at 1st time, like for a start, when you are not yet real lovers)
Javanese Kulo tresno
Kalenjin Achamin
Kannada Naanu Ninnanu Preethisuthene
Naanu Ninnanu Mohisuthene
Kiswahili Nakupenda
Korean No-rul sarang hae (man to woman in casual relationship)
Tangsinul sarang ha yo
Tangshin-ul sarang hae-yo
Tangsinul Sarang Ha Yo
Tangshin-i cho-a-yo (i like you, in a romantic way)
Nanun tangshinul sarang hamnida
Nanun Dangsineul Mucheog Joahapnida
Nanun Dangsineul Saranghapnida
Nanun Gdaega Joa
Nanun Gdaereul Saranghapnida
Nanun Neoreul Saranghanda
Gdaereul Hjanghan Naemaeum Alji
Joahaeyo
Saranghae
Saranghaeyo
Saranghapanida
Kurdish Ez te hezdikhem (?)
Lao Koi muk jao
Khoi huk chau
Latin Te amo
Vos amo
(old) (Ego) amo te (ego, for emphasis)
Latvian Es milu tevi (Pronounced "Ess tevy meeloo")
Lebanese Bahibak
Lingala Nalingi yo
Lisbon lingo gramo-te bue', chavalinha
Lithuanian TAVE MYLIU (ta-ve mee-lyu)
Lojban mi do prami
Luo Aheri
Macedonian TE SAKAM! Thanks Marija
Madrid lingo Me molas, tronca
Malay/ Indonesian Saya sayang padamu (Saya, commonly used)
Saya cinta kamu
(Aku is used more commonly among the younger generations)
Aku sayang padamu
Aku cinta kamu
Malayalam Njyaan Ninne' Preetikyunnu
Njyaan Ninne' Mohikyunnu.
Ngan Ninne Snaehikkunnu
Malaysian Saya Cintamu
Saya Sayangmu
Saya Cinta Kamu
Mandarin Wo ai ni (Wo3 ai4 ni3 in tonal notation) Chinese
Marathi me tujhashi prem karto (male to female)
me tujhashi prem karte (female to male)
Mi tuzya var prem karato
Mohawk Konoronhkwa American Indian
Navaho Ayor anosh'ni American Indian
Ndebele Niyakutanda
Norwegian Eg elskar deg (Nynorsk)
Jeg elsker deg (Bokmaal) (pronouncedyai elske dai)
Op Op Lopveop Yopuop
Pakistani Mujhe Tumse Muhabbat Hai
Persian Tora dost daram
Pig Latin Ie Ovele Ouye
Polish Kocham Cie
Ja cie kocham
Yacha kocham
Kocham Ciebie
Portuguese Amo-te
(brazilian) Eu te amo
Punjabi Mai taunu pyar karda
Main Tainu Pyar Karna
Quenya Tye-mela'ne
Romanian Te iu besc
Te Ador
Russian Ya vas liubli
Ya tebya liubliu
Ya polubeel s'tebya
(malincaya) Ya Tibieh Lublue
Scot Gaelic Tha gra\dh agam ort
Serbian Ya te volim "I love you"
or
Volim te "I love you" Thanks to tanya karlovic for corrections
Serbocroatian Volim te
Ljubim te
Shona Ndinokuda American Indian
Sinhalese Mama oyata adarei
Sioux Techihhila American Indian
Slovak lubim ta
Slovene ljubim te
Somali kujali
Spanish Te amo
Srilankan Mama Oyata Arderyi
Swahili Naku penda (followed by the person's name)
Swedish Jag a"lskar dig
Swiss - German Ch'ha di ga"rn
Syrian/ Lebanese BHEBBEK (to a female)
BHEBBAK (to a male)
Tagalog Mahal kita Phillipines
Tahitian Ua Here Vau Ia Oe
Tamil Ni yaanai kaadli karen (You love me)
n^An unnaik kAthalikkinREn (I love you)
Naan Unnai Kadalikiren
Tcheque MILUJI TE^
Telugu Neenu ninnu pra'mistu'nnanu
Telugu/ india Nenu Ninnu Premistunnanu
Thai Phom Rak Khun (formal, male to female)
Ch'an Rak Khun (formal, female to male)
Khao Raak Thoe (affectionate, sweet, loving)
Phom Rak Khun
Tunisian Ha eh bak *
Turkish Seni seviyo*rum (o* means o)
Seni Seviyurum
Seni Seviyorum
Turkmen Men seny soyarin
Ukrainian ja tebe koKHAju (real true love)
ja vas koKHAju
ja pokoKHAv tebe
ja pokoKHAv vas
Urdu Mujhe tumse mohabbat hai
Main Tumse Muhabbat Karta Hoon
Uzbek Man seni sevaman
Vietnamese Em ye^u anh (woman to man)
Toi yeu em
Anh ye^u em (man to woman)
Vlaams Ik hou van je
Ik zie je graag Thanks Thierry Boeve for correction!
Welsh 'Rwy'n dy garu di.
Yr wyf i yn dy garu di (chwi)
Yiddish Ich libe dich
Ich han dich lib
Ikh Hob Dikh Lib
Yugoslavian Ja te volim
Zazi Ezhele hezdege (sp?)
Zulu Mena Tanda Wena
Ngiyakuthanda!
Tom ho' ichema
LANGUAGE I LOVE YOU COMMENTS
Afrikaans Ek het jou liefe
Ek is lief vir jou
Albanian te dua
te dashuroj
Alentejano Gosto De Ti, Porra! Portugal
Alsacien Ich hoan dich gear
Amharic Afekrishalehou
Arabic Ana Behibak (to a male)
Ana Behibek (to a female)
Ib'n hebbak.
Ana Ba-heb-bak
nhebuk
Ohiboke (male to female)
Ohiboka (female to male)
Ohibokoma (male or female to two males or two females)
Nohiboke (more than one male or female to female)
Nohiboka (male to male or female to male)
Nohibokoma (m. to m. or f. to two males or two females)
Nohibokom (m. to m. or f. to more than two males)
Nohibokon (m. to m. or f. to more than two females)
(not standard) Bahibak (female to male)
(not standard) Bahibik (male to female)
(not standard) Benhibak (more than one male or female to male)
(not standard) Benhibik (male to male or female to female)
(not standard) Benhibkom (m. to m. or female to more than one male)
Armenian Siroum em kez Thanks Mike
Assamese Moi tomak bhal pau
Basc Nere Maitea
Batak Holong rohangku di ho
Bavarian I mog di narrisch gern
Bengali Ami tomAy bhAlobAshi
Ami tomake bhalobashi.
Berber Lakh tirikh
Bicol Namumutan ta ka
Bolivian Quechua qanta munani
Bulgarian Obicham te
Burmese chit pa de
Cambodian a.k.a. Khmer Bon sro lanh oon
kh_nhaum soro_lahn nhee_ah
Canadian French Sh'teme (spoken, sounds like this)
Cantonese Moi oiy neya
Ngo oi ney Chinese
Catalan T'estim (mallorcan)
T'estim molt (I love you a lot)
T'estime (valencian)
T'estimo (catalonian)
Cebuano Gihigugma ko ikaw.
Chickasaw chiholloli (first "i" nasalized) American Indian
Chinese (see the entries for mandarin or cantonese!)
Corsican Ti tengu cara (to female)
Ti tengu caru (to male)
Creole (Haitian) Mwen renmen ou.
The "en" is pronounced as the French "in" nasal sound.
The "ou" is pronounced as in the French "ou" or the English "oo".
Thanks to Dan
Croatian & Serbian Ljubim te "means to kiss you"
Ya te volim "I love you"
or
Volim te "I love you" Thanks to tanya karlovic for corrections
Czech miluji te
MILUJU TE! (colloquial form)
Danish Jeg elsker dig
Dutch Ik hou van jou
Ik ben verliefd op je
Ecuador Quechua canda munani
English I love you
Esperanto Mi amas vin
Estonian Mina armastan sind
Ma armastan sind
Farsi Tora dust midaram
Asheghetam
(Persian) doostat dAram
Filipino Mahal ki ta
Iniibig Kita
Finnish Mina" rakastan sinua
Flemish Ik zie oe geerne
French Je t'aime
Je t'adore
Friesian Ik hald fan dei
Gaelic Ta gra agam ort
German Ich liebe Dich
Greek s'ayapo (spoken s'agapo, 3rd letter is lower case'gamma')
(old) (Ego) philo su (ego is only needed for emphasis)
Greenlandic Asavakit
Gujrati Hoon tane pyar karoochhoon.
Hausa Ina sonki
Hawaiian Aloha wau 'ia oe
Hebrew Ani ohev otach (male to female)
Ani ohev otcha (male to male)
Ani ohevet otach (female to female)
Ani ohevet otcha (female to male)
Hindi Mai tumase pyar karata hun (male to female)
Mai tumase pyar karati hun (female to male)
Main Tumse Prem Karta Hoon
Mai Tumhe Pyar Karta Hoon
Main Tumse Pyar Karta Hoon
Mai Tumse Peyar Karta Hnu
Mai tumse pyar karta hoo
Hokkien Wa ai lu
Hopi Nu' umi unangwa'ta American Indian
Hungarian Szeretlek
Szeretlek te'ged
Icelandic Eg elska thig
Indi Mai Tujhe Pyaar Kartha Ho
Indian Meitei Language Ei Nungbu Nungshi (I love You}
Ei nungbu yamna nungshi (I love you a lot) Courtresy of Sanahal Y.
Indonesian Saya sayang padamu (Saya, commonly used)
Saya cinta kamu
(Aku is used more commonly among the younger generations)
Aku sayang padamu
Aku cinta kamu Courtresy of V.
Iranian Mahn doostaht doh-rahm
Irish taim i' ngra leat
Italian ti amo (if it's a relationship/lover/spouse)
ti voglio bene (if it's a friend, or relative)
Japanese Kimi o ai shiteru
Aishiteru
Chuu shiteyo
Ora omee no koto ga suki da
Ore wa omae ga suki da
Suitonnen
Sukiyanen
Sukiyo
Watashi Wa Anata Ga Suki Desu
Watashi Wa Anata Wo Aishithe Imasu
Watakushi-wa anata-wo ai shimasu
Suki desu (used at 1st time, like for a start, when you are not yet real lovers)
Javanese Kulo tresno
Kalenjin Achamin
Kannada Naanu Ninnanu Preethisuthene
Naanu Ninnanu Mohisuthene
Kiswahili Nakupenda
Korean No-rul sarang hae (man to woman in casual relationship)
Tangsinul sarang ha yo
Tangshin-ul sarang hae-yo
Tangsinul Sarang Ha Yo
Tangshin-i cho-a-yo (i like you, in a romantic way)
Nanun tangshinul sarang hamnida
Nanun Dangsineul Mucheog Joahapnida
Nanun Dangsineul Saranghapnida
Nanun Gdaega Joa
Nanun Gdaereul Saranghapnida
Nanun Neoreul Saranghanda
Gdaereul Hjanghan Naemaeum Alji
Joahaeyo
Saranghae
Saranghaeyo
Saranghapanida
Kurdish Ez te hezdikhem (?)
Lao Koi muk jao
Khoi huk chau
Latin Te amo
Vos amo
(old) (Ego) amo te (ego, for emphasis)
Latvian Es milu tevi (Pronounced "Ess tevy meeloo")
Lebanese Bahibak
Lingala Nalingi yo
Lisbon lingo gramo-te bue', chavalinha
Lithuanian TAVE MYLIU (ta-ve mee-lyu)
Lojban mi do prami
Luo Aheri
Macedonian TE SAKAM! Thanks Marija
Madrid lingo Me molas, tronca
Malay/ Indonesian Saya sayang padamu (Saya, commonly used)
Saya cinta kamu
(Aku is used more commonly among the younger generations)
Aku sayang padamu
Aku cinta kamu
Malayalam Njyaan Ninne' Preetikyunnu
Njyaan Ninne' Mohikyunnu.
Ngan Ninne Snaehikkunnu
Malaysian Saya Cintamu
Saya Sayangmu
Saya Cinta Kamu
Mandarin Wo ai ni (Wo3 ai4 ni3 in tonal notation) Chinese
Marathi me tujhashi prem karto (male to female)
me tujhashi prem karte (female to male)
Mi tuzya var prem karato
Mohawk Konoronhkwa American Indian
Navaho Ayor anosh'ni American Indian
Ndebele Niyakutanda
Norwegian Eg elskar deg (Nynorsk)
Jeg elsker deg (Bokmaal) (pronouncedyai elske dai)
Op Op Lopveop Yopuop
Pakistani Mujhe Tumse Muhabbat Hai
Persian Tora dost daram
Pig Latin Ie Ovele Ouye
Polish Kocham Cie
Ja cie kocham
Yacha kocham
Kocham Ciebie
Portuguese Amo-te
(brazilian) Eu te amo
Punjabi Mai taunu pyar karda
Main Tainu Pyar Karna
Quenya Tye-mela'ne
Romanian Te iu besc
Te Ador
Russian Ya vas liubli
Ya tebya liubliu
Ya polubeel s'tebya
(malincaya) Ya Tibieh Lublue
Scot Gaelic Tha gra\dh agam ort
Serbian Ya te volim "I love you"
or
Volim te "I love you" Thanks to tanya karlovic for corrections
Serbocroatian Volim te
Ljubim te
Shona Ndinokuda American Indian
Sinhalese Mama oyata adarei
Sioux Techihhila American Indian
Slovak lubim ta
Slovene ljubim te
Somali kujali
Spanish Te amo
Srilankan Mama Oyata Arderyi
Swahili Naku penda (followed by the person's name)
Swedish Jag a"lskar dig
Swiss - German Ch'ha di ga"rn
Syrian/ Lebanese BHEBBEK (to a female)
BHEBBAK (to a male)
Tagalog Mahal kita Phillipines
Tahitian Ua Here Vau Ia Oe
Tamil Ni yaanai kaadli karen (You love me)
n^An unnaik kAthalikkinREn (I love you)
Naan Unnai Kadalikiren
Tcheque MILUJI TE^
Telugu Neenu ninnu pra'mistu'nnanu
Telugu/ india Nenu Ninnu Premistunnanu
Thai Phom Rak Khun (formal, male to female)
Ch'an Rak Khun (formal, female to male)
Khao Raak Thoe (affectionate, sweet, loving)
Phom Rak Khun
Tunisian Ha eh bak *
Turkish Seni seviyo*rum (o* means o)
Seni Seviyurum
Seni Seviyorum
Turkmen Men seny soyarin
Ukrainian ja tebe koKHAju (real true love)
ja vas koKHAju
ja pokoKHAv tebe
ja pokoKHAv vas
Urdu Mujhe tumse mohabbat hai
Main Tumse Muhabbat Karta Hoon
Uzbek Man seni sevaman
Vietnamese Em ye^u anh (woman to man)
Toi yeu em
Anh ye^u em (man to woman)
Vlaams Ik hou van je
Ik zie je graag Thanks Thierry Boeve for correction!
Welsh 'Rwy'n dy garu di.
Yr wyf i yn dy garu di (chwi)
Yiddish Ich libe dich
Ich han dich lib
Ikh Hob Dikh Lib
Yugoslavian Ja te volim
Zazi Ezhele hezdege (sp?)
Zulu Mena Tanda Wena
Ngiyakuthanda!
Tom ho' ichema
4 Temmuz 2008 Cuma
Kadının yaratılışı nasıl olmuştur ?
Kadının yaratılışı nasıl olmuştur ?
Kur'an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem'dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem'e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.
Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, "O insandan eşini vücuda getirdi" mealindeki cümlesiyle ifade edilir.
Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle denilir: Cenab-ı Hak, Havva'yı Hz. Adem'in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem'i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva'yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.
Bu mesele hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilir. Bu hususta rivayet edilen iki hadis-i şerifin meali şöyledir:
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: "Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır."
Hz. Ebû Hüreyre'nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
"Allah'a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz" (1)
Hadis-i şerif, ilk kadın olması itibariyle Hz. Havva' nın, dolayısıyla bütün kadın sınıfının hem maddi bakımdan yaratılışına, hem de huy, karakter, tabiat, mizaç ve bünyesine işaret etmektedir. Hz. Havva ilk kadındı. Cenab-ı Hak onu bir hikmet eseri olarak Hz. Adem'in bir parçasından yaratmıştı. Daha sonraki bütün kadın ve erkekler bu iki insandan türemiş, çoğalmıştır.
Gerek Hz. Adem'in yaratılışında, gerekse daha sonra Havva validemizin yaratılışında nasıl bir yaratılış kanunu, hangi hikmete binaen cereyan etmiştir, bilemiyoruz. Bu, kudret-i İlahiyeyi göstermesi yanında, aynı zamanda insan yaratılışına babayı birinci derecede, anneyi de tali, ikinci derecede gösteriyor. Yani çocuğun teşekkülüne sebep olan sperm erkekten geldiğinden, bu durumda baba birinci derecede rol oynamaktadır. Elmalılı merhumun ifadesiyle "Telkihi yapan erkek ve alan kadın olmak haysiyetiyle erkek mukaddem, kadın tali bulunuyor."(2)
Ayrıca ilk erkek olan Hz. Adem'in, ilk kadın olan Havva'nın yaratılışı tamamen istisnai bir durumdur. Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir. Bilim adamlarımızın ifadesine göre insanın her hücresinde, program bazında, bütün organlarının karakterleri mevcuttur. Hangi şey yaratılacaksa ona ait özelliklerin ortaya çıkmasına izin verilir, diğerleri baskı altında tutulur. Buna göre, Hz. Havva'nın yaratılışında kaburga kemiğinden bir hücre, temel olmuş olabilir. Bu hücre bir saç hücresi yahut ciğer hücresi de olabilirdi. İlahi hikmet bunu böylece takdir etmiştir.
İLK KADININ YARATILMASI
Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi. Zeus , oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos'tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı.
Olympos'ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite'in vücudunu model olarak kullanmıştı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pndora adını taktılar. Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlık taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. Hermes Pandora'nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dediki; Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Böyle dedikten sonra baş tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gelin olarak gönderdi. Prometheus kardeşine Zeus'dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi.
Pandora da tıpkı tüm kadınlar gibi doğuştan meraklı olduğunda dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus'un uyarısını unutarak kutuyu açtı. Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular. Pandora hatasını anlayarak biraz sonra kutuyu kapadı ancak kutuya kapatılan kötülüklerin arasında, insanları yaşatacak, teselli edecek "ümit" te vardı. Fakat ümit dışarı çıkamamış kutuda kalmıştı.. Böylece Zeus ilk kadını beraberinde kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollayarak insanlardan intikam almıştı.
Kur'an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem'dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem'e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.
Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, "O insandan eşini vücuda getirdi" mealindeki cümlesiyle ifade edilir.
Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle denilir: Cenab-ı Hak, Havva'yı Hz. Adem'in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem'i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva'yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.
Bu mesele hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilir. Bu hususta rivayet edilen iki hadis-i şerifin meali şöyledir:
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: "Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır."
Hz. Ebû Hüreyre'nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
"Allah'a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz" (1)
Hadis-i şerif, ilk kadın olması itibariyle Hz. Havva' nın, dolayısıyla bütün kadın sınıfının hem maddi bakımdan yaratılışına, hem de huy, karakter, tabiat, mizaç ve bünyesine işaret etmektedir. Hz. Havva ilk kadındı. Cenab-ı Hak onu bir hikmet eseri olarak Hz. Adem'in bir parçasından yaratmıştı. Daha sonraki bütün kadın ve erkekler bu iki insandan türemiş, çoğalmıştır.
Gerek Hz. Adem'in yaratılışında, gerekse daha sonra Havva validemizin yaratılışında nasıl bir yaratılış kanunu, hangi hikmete binaen cereyan etmiştir, bilemiyoruz. Bu, kudret-i İlahiyeyi göstermesi yanında, aynı zamanda insan yaratılışına babayı birinci derecede, anneyi de tali, ikinci derecede gösteriyor. Yani çocuğun teşekkülüne sebep olan sperm erkekten geldiğinden, bu durumda baba birinci derecede rol oynamaktadır. Elmalılı merhumun ifadesiyle "Telkihi yapan erkek ve alan kadın olmak haysiyetiyle erkek mukaddem, kadın tali bulunuyor."(2)
Ayrıca ilk erkek olan Hz. Adem'in, ilk kadın olan Havva'nın yaratılışı tamamen istisnai bir durumdur. Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir. Bilim adamlarımızın ifadesine göre insanın her hücresinde, program bazında, bütün organlarının karakterleri mevcuttur. Hangi şey yaratılacaksa ona ait özelliklerin ortaya çıkmasına izin verilir, diğerleri baskı altında tutulur. Buna göre, Hz. Havva'nın yaratılışında kaburga kemiğinden bir hücre, temel olmuş olabilir. Bu hücre bir saç hücresi yahut ciğer hücresi de olabilirdi. İlahi hikmet bunu böylece takdir etmiştir.
İLK KADININ YARATILMASI
Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi. Zeus , oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos'tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı.
Olympos'ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite'in vücudunu model olarak kullanmıştı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pndora adını taktılar. Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlık taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. Hermes Pandora'nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dediki; Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Böyle dedikten sonra baş tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gelin olarak gönderdi. Prometheus kardeşine Zeus'dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi.
Pandora da tıpkı tüm kadınlar gibi doğuştan meraklı olduğunda dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus'un uyarısını unutarak kutuyu açtı. Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular. Pandora hatasını anlayarak biraz sonra kutuyu kapadı ancak kutuya kapatılan kötülüklerin arasında, insanları yaşatacak, teselli edecek "ümit" te vardı. Fakat ümit dışarı çıkamamış kutuda kalmıştı.. Böylece Zeus ilk kadını beraberinde kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollayarak insanlardan intikam almıştı.
2 Temmuz 2008 Çarşamba
What Do Colombians Consider A Good Sex Life?


Most of Colombians say that they have a satisfactory sexual life and a high level of knowledge about sexuality, even if many of them do not had appropriate sexual education, according to a scientific poll carried out by Centro Nacional de Consultoría -- a public opinion research center -- between April and May 2008.
In fact, 67% of the interviewed expressed they have a good or very good sexual life, and 64% agreed with the statement that the more older you are the more enjoyable sex could be. The questionnaire was answered by women and men between 18 to 55 years old, from the lower level of incomes to the higher, most of them in a long-term relationship (married or partnered), and with acceptable education level (22% with university studies and 41% with high school).
What Do Colombians Consider a "Good Sex Life?"
Although this question was not part of the questionnaire, other questions can reveal some factors of Colombians' definition of good sexual life.
Men and women -- in similar proportions -- expressed they have regular sexual relations: 33% have sex three or four times per week and 25% once or twice per week. Asked about which member of the couple initiates sex, 52% answered that both of them do. For most of the rest, the initiative to have sex is primarily men's (41%). Just 14% of those interviewed said that their partner often avoids having sex.
It seems that love is another factor of good sexual life for Colombians. For most of those interviewed, sex and love are attached. To the question "Do you believe in sex without love?" 66% answered no. However, a higher percentage of young people (between 18 and 24 years old) believe that good sex is possible without love. Twenty-one percent of young people affirmed they has had sex with someone just after they have met, another suggestion that a generational shift in perceptions and practices around sex is afoot.
The Catholic principle which states that sex is only permitted within marriages seems to have little traction among Colombian, despite the fact that a majority of Colombians are Catholic. In fact, 40% of Colombians -- most of them men -- said they have been unfaithful regarding sex, and 13% recognized that they regularly have more than one sexual partner.
What About Safe Sex?
When questions turn to safer sex, it's clear that the situation is alarming. Only half of those interviewed said that they regularly use a contraceptive or STI prevention method. Even if we removed the group of people above 55 years old -- 10% of the total of people interviewed -- the percentage still high. Moreover, among those that use a method, just 49% use condoms.
Unfortunately the poll did not separate use of STI prevention methods and use of contraceptive methods, so those interviewed could not chose more than one method.
Despite this, the consequences of the low use of contraception and protection methods can be seen in the questions regarding abortion and sexually transmitted diseases. Seven percent of the interviewed declared have suffered a sexual transmitted disease; among them 10% were men and 3% women.
As for unintended pregnancies, 13% of the all respondents, men and women, affirmed that they or their partners had at some point decided to get an abortion, and 11% of the women interviewed had actually experienced an abortion. It is practically highly likely that those were clandestine abortions, as abortion in Colombia was legalized just two years ago and only in three cases -- rape or incest, fetus' malformation without ability to live out of uterus, and risks to the mother's life.
Paradoxically, 54% of the respondents affirmed they received an appropriate sexual education, and yet 85% said they had a good or very good level of knowledge regarding sexuality. Based on such answers, can we conclude that Colombians don't look to formal sexual education to learn about their sexuality? In addition, we can conclude that most of them do not consider sexual education of others is their responsibility, given that 30% of respondents do not speak with their children about sex at all, and 43% just a little.
Last but not at least, another social contradiction is revealed with the question: "Do you consider homosexuality unnatural?" Thirty-eight percent answered yes. Such high percentage is surprising in Colombia, where in the last 12 months three legal rulings have opened the way to recognize the patrimonial and social security rights of the homosexual couples comparably to heterosexual couples.
1 Temmuz 2008 Salı
YAZMAK BİR SANATTIR
Yazmak çok özel bir hayat şekli gerektiriyor. Normal bir hayat yaşayan bence yazamaz, yazan da normal hayat yaşayamaz… Orhan Pamuk’un romanları bir yerden sonra mesela bu yüzden çok sıkıcı oluyor bence. Bu kadar da sıkıcı bir yazar dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Yaşanmamışlık var bazı romanlarında, entellektüel, hassas burjuva erkeğinin iş ve düzen hırsı ile yazılmış romanları olarak karşımıza çıkıyor onun romanları… Ama ikisini aynı anda yapmaya da imkan yok… Gerilim…gerilim…grlm… Yaşam ile yazmak arasında hep bir gerilim olacak bence. Asıl konuya dönelim. Arada yazamadığım çok konu var ama yine de konuları toparlamam lazım geçenlerde bayramdı. Eskiden bayramlardan hiç haberim olmazdı. Tesadüfen öğrenince de, üzülürdüm. İçim cıız ederdi. Şimdi de içim sevinç dolu değil, artık çocuk değilim, kimse bana yeni elbiseler almıyor Bayramlar da alan olsa da, çocukluğumdaki sevinç ile bir olabilir mi hissedilen ? Olamaz. Biz Türkler her konuda zilliz! Evet, bunu iddia ediyorum. İslam Araplar üzerinden Türk kavimlerine geçti. Bu biliniyor. Ama madem başka bir dilden bir şey ithal ediyorsun, bari araştır,incele, doğrusunu öğren. Yok biz Türkler okumadan her şeyi biliriz. Araştırma, kafa karıştırma ile aynı manaya gelir çoğunlukla.İslami bayramlar konusunda bile kültür farklılıkları öne çıkıyor multikültürel ortamlarda. Tabii bunlar multikültürel ama akademik olmayan ortamlar, ki bu da bence çok önemli.
Tiksinti aklımda olan kelime idi. Geçenlerde TV de Ankara da bir gece kulübünün kapatıldığı ve yerine abuk bir kebapçının geldiği ve şu anda Türkiye de yönetimde olan kesimin oradaki bardaklardan daha evvel o bardaklarla alkol içildiği gerekçesi ile tiksinti duyduğu gibi haberler çıktı. Bütün bunlar doğru ise gerçekten durum vahim demektir. Politik olarak bir abeslik ve saçmalık olmakla beraber olay beni psikolojik olarak ilgilendiriyor. Hatta üşenmedim internette tiksinti üzerine ufak bir Google amcaya arattırdım. Beni haberin son kısmı ilgilendiriyordu. Efendim daha evvel alkol içilen bardaklardan su içmek istemeyenler varmış. Bu alkole karşı irrasyonel bir tiksinti belirtisi oluyor benim için. Bunun din ile alakası yok bence. Din ile tabii ki kültürel ve tarihi anlamda ilgisi var, ama olay tamamen sosyolojik olmuş durumda. En başından beri Türkiye’de Necmettin Erbakan gibilerin başlattığı dinci küçük burjuvanın politik çıkışını ve daha sonra Erdoğan ile işbirliği yapan büyük sermayenin ben Türkiye’de en ufak bir şekilde din ile ilişkisi olduğunu düşünmüyorum.
Tiksinti aklımda olan kelime idi. Geçenlerde TV de Ankara da bir gece kulübünün kapatıldığı ve yerine abuk bir kebapçının geldiği ve şu anda Türkiye de yönetimde olan kesimin oradaki bardaklardan daha evvel o bardaklarla alkol içildiği gerekçesi ile tiksinti duyduğu gibi haberler çıktı. Bütün bunlar doğru ise gerçekten durum vahim demektir. Politik olarak bir abeslik ve saçmalık olmakla beraber olay beni psikolojik olarak ilgilendiriyor. Hatta üşenmedim internette tiksinti üzerine ufak bir Google amcaya arattırdım. Beni haberin son kısmı ilgilendiriyordu. Efendim daha evvel alkol içilen bardaklardan su içmek istemeyenler varmış. Bu alkole karşı irrasyonel bir tiksinti belirtisi oluyor benim için. Bunun din ile alakası yok bence. Din ile tabii ki kültürel ve tarihi anlamda ilgisi var, ama olay tamamen sosyolojik olmuş durumda. En başından beri Türkiye’de Necmettin Erbakan gibilerin başlattığı dinci küçük burjuvanın politik çıkışını ve daha sonra Erdoğan ile işbirliği yapan büyük sermayenin ben Türkiye’de en ufak bir şekilde din ile ilişkisi olduğunu düşünmüyorum.
Acı Tatlı Şiir Gibi Bir Hayat
11
Ocak2008
Acı Tatlı Şiir Gibi Bir Hayat
Güzel bir bahar günü bir öğrenci, esen rüzgardaki birkaç dala baktı. Ustasına sordu; “Dallar mı hareket ediyor Usta, yoksa hareket eden rüzgar mı?” Öğrencisinin nereyi gösterdiğine bile bakmayan Usta gülümsedi. “Hareket eden ne dallar ne de rüzgar. Hareket eden kalbin ve aklındır.” dedi.
Güney Kore sinemasından bu sefer deyim yerinde ise şiir gibi bir film izledim. A Bittersweet Life,güzel bir müzik, kaliteli bir oyunculuk ve en önemlisi gerek aksiyon sahneleri gerekse konunun işlenişiyle Kill Bill tadında çok güzel bir film.
Bir mafya babasının sağ kolu durumundaki Sunwoo patronunun kendisini aldattığını düşündüğü genç sevgilisini takip etmesini ve eğer gerçekten aldatıyorsa onu öldürmesi ister. Kızın gerçekten patronunu aldattığını gören Sunwoo, genç kızla sevgilisini öldürmekten son anda vazgeçer ve patronuna birşey söylemez. Fakat durumu bir şekilde öğrenen patronu Sunwoo’nun genç sevgilisinden etkilendiğini anlar Sunwoo’yu öldürmeye çalışır. Fakat patronun elinden kurtulan Sunwoo intikam almaya kararlıdır ve film bundan sonra başlar.
Kimi zaman abartılı gelebilecek aksiyon sahnelerine sahip olsa da film içerisinde bu sahneler açıkcası sırıtmıyor. Aksine aksiyon sahneleri klasik müzik eşliğinde çok itinayla çekilmiş. Yavaş yavaş ilerleyen filmde sona yaklaştıkça daha bir dramatik hal alan film en nihayetinde filmden gerçekten büyük keyif alanları çok şaşırtacak ve üzecek bir şekilde son buluyor.
Filmin belkide tek eksik kalan yanı dramatik sahnelerin filmin tamamına yayılamaması. Eğer filmin sonuna gelindiğinde izleyicide oluşan duygu yoğunluğu filmin başından itibaren filmin bütününe yayılarak izleyiciye verilebilseymiş ortaya çok daha derin etkileri olan ve bana göre hafızalara kazınacak hatta aksiyon sahnelerinden ziyade duygusal sahneleriyle hafızalarda yer edinebilececek bir film ortaya çıkabilirmiş. Buna rağmen film eğer uzak doğu sinemasına merak salmış bir kimse iseniz kaçırılmaması gereken çok iyi bir film.
…Bu çok zalimce. Geç bir sonbahar gecesi, öğrenci ağlayarak uyandı. Ustası sordu öğrencisine “Kabus mu gördün?”. “Hayır.”,”Üzücü bir rüya mı gördün?”"Hayır” dedi öğrencisi. “Tatlı bir rüya gördüm. “O halde neden böyle üzgün üzgün ağlıyorsun? Öğrenci gözyaşlarını silerken sessizce cevapladı. “Çünkü gördüğüm rüya gerçek
Ocak2008
Acı Tatlı Şiir Gibi Bir Hayat
Güzel bir bahar günü bir öğrenci, esen rüzgardaki birkaç dala baktı. Ustasına sordu; “Dallar mı hareket ediyor Usta, yoksa hareket eden rüzgar mı?” Öğrencisinin nereyi gösterdiğine bile bakmayan Usta gülümsedi. “Hareket eden ne dallar ne de rüzgar. Hareket eden kalbin ve aklındır.” dedi.
Güney Kore sinemasından bu sefer deyim yerinde ise şiir gibi bir film izledim. A Bittersweet Life,güzel bir müzik, kaliteli bir oyunculuk ve en önemlisi gerek aksiyon sahneleri gerekse konunun işlenişiyle Kill Bill tadında çok güzel bir film.
Bir mafya babasının sağ kolu durumundaki Sunwoo patronunun kendisini aldattığını düşündüğü genç sevgilisini takip etmesini ve eğer gerçekten aldatıyorsa onu öldürmesi ister. Kızın gerçekten patronunu aldattığını gören Sunwoo, genç kızla sevgilisini öldürmekten son anda vazgeçer ve patronuna birşey söylemez. Fakat durumu bir şekilde öğrenen patronu Sunwoo’nun genç sevgilisinden etkilendiğini anlar Sunwoo’yu öldürmeye çalışır. Fakat patronun elinden kurtulan Sunwoo intikam almaya kararlıdır ve film bundan sonra başlar.
Kimi zaman abartılı gelebilecek aksiyon sahnelerine sahip olsa da film içerisinde bu sahneler açıkcası sırıtmıyor. Aksine aksiyon sahneleri klasik müzik eşliğinde çok itinayla çekilmiş. Yavaş yavaş ilerleyen filmde sona yaklaştıkça daha bir dramatik hal alan film en nihayetinde filmden gerçekten büyük keyif alanları çok şaşırtacak ve üzecek bir şekilde son buluyor.
Filmin belkide tek eksik kalan yanı dramatik sahnelerin filmin tamamına yayılamaması. Eğer filmin sonuna gelindiğinde izleyicide oluşan duygu yoğunluğu filmin başından itibaren filmin bütününe yayılarak izleyiciye verilebilseymiş ortaya çok daha derin etkileri olan ve bana göre hafızalara kazınacak hatta aksiyon sahnelerinden ziyade duygusal sahneleriyle hafızalarda yer edinebilececek bir film ortaya çıkabilirmiş. Buna rağmen film eğer uzak doğu sinemasına merak salmış bir kimse iseniz kaçırılmaması gereken çok iyi bir film.
…Bu çok zalimce. Geç bir sonbahar gecesi, öğrenci ağlayarak uyandı. Ustası sordu öğrencisine “Kabus mu gördün?”. “Hayır.”,”Üzücü bir rüya mı gördün?”"Hayır” dedi öğrencisi. “Tatlı bir rüya gördüm. “O halde neden böyle üzgün üzgün ağlıyorsun? Öğrenci gözyaşlarını silerken sessizce cevapladı. “Çünkü gördüğüm rüya gerçek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
